İçeriğe geç

İlk Kabemiz neresi ?

İlk Kabemiz Neresi?

Kayseri’nin sokaklarında yürürken, hayatın bana sunduğu her şeyin anlamını bir şekilde yeniden keşfederken, aklıma sürekli bir soru takılır: İlk Kabemiz neresi? Bazen bu soruyu tek başıma yürürken, bazen bir arkadaşımın söylediklerini düşünürken, bazen de eski fotoğraflara bakarken kendime sorarım. O anlarda hep bir karışıklık, bir belirsizlik hissiyle dolarım. Kabemiz dediğimiz şey sadece bir taş yığını mı? Bir yapı mı? Yoksa bu, içsel bir arayışın, bir dönüşümün simgesi mi?

Bunu anlamak için, sadece kelimeleri değil, duyguları da aramak gerektiğini fark ettim. Ve belki de en başta bu soru benim içsel yolculuğumun bir parçasıdır. Şimdi size, İlk Kabemiz’in tam olarak neresi olduğuna dair hissettiklerimi, düşündüklerimi ve düşündükçe hissettiklerimi anlatacağım.

Bir Günü Başlatan O Soru

Kayseri’nin sabahları her zaman serin olur. Havanın hafif soğuk olması, insanın içine bir tür sakinlik bırakır. O sabah, kahvemi içerken pencereden dışarıyı izliyordum. Etrafımda insanlar işlerine gitmek için birer birer sokağa çıkıyorlardı. O an gözümün önünde geçmişin izleri belirdi. Çocukken, o masumiyetin içinde, bana ilk kabemiz sorusunu sormak ne kadar da gereksizmiş gibi gelirdi. O zamanlar, her şey basitti; çocuklar oyun oynar, bir gün büyür, hayatımızda ilk adımlarımızı atardık. Ama zamanla fark ettim ki, kabemiz sadece fiziksel bir yer değil. Kabemiz, ilk kez duyduğumuz, inandığımız ve varlığımızı hissettiğimiz yerdi.

Aniden Bir Yolculuk

Bir gün, Kayseri’nin merkezine doğru yürürken, bir caminin önünden geçtim. Hemen sağımda, caminin yüksek minaresi, her zaman olduğu gibi göğe doğru yükseliyordu. O an gözlerim, caminin kapısında bir grup insana takıldı. Hepsi yaşlı, yaşları 60’ları geçmişti. Birlikte sohbet ediyorlar, eski zamanları anlatıyorlardı. Duygusal bir şekilde geçmişin hatıralarını paylaşıyorlardı ve birinin cümlesi kulağımda yankılandı: İlk kabemiz, Mescid-i Haram’dı, ama gerçek kabemiz, içimizdeki sevgidir.

O cümleyi duyduğum an içimi derin bir huzur kapladı, ama bir yandan da bir hayal kırıklığına uğramıştım. Neden? Çünkü uzun bir süre, gerçek anlamda kabemizin fiziksel olarak bir yerde olduğunu düşünmüştüm. Ama o söz, bambaşka bir şey anlatıyordu. Gerçek kabemiz, bir yapının, bir taşın değil, bir duygunun derinliklerinde gizliydi. Bu bana, inanç ve sevginin bazen hiçbir yere, hiçbir fiziksel mekâna ihtiyaç duymadan insanın içini sarabileceğini gösterdi.

İçsel Kabemiz

Bu sözler beni o kadar derinden etkiledi ki, o günden sonra Kayseri’nin her köşesinde, her adımda bu soruyu kendime sordum: İlk kabemiz neresi? O gün, bir camide dua eden o yaşlı amca ve teyze, yıllarca bir arada oldukları sevgiyi ve inancı, belki de sadece taşlardan değil, kalplerinden almışlardı. O an bir boşluk hissettim. Kafamda şüpheler, karışıklıklar vardı. Eğer ilk kabemiz bir mekân değilse, o zaman neydi? Bu, bir arayışa dönüştü. İçsel bir arayışa.

Bir süre boyunca her şeyden önce, sevginin ve inancın kökenlerini düşündüm. Birinin kalbine dokunduğunda, aslında gerçek anlamda bir kabeye yönelmiş mi oluyorduk? Ve o kabenin gerçekten bir yeri var mıydı?

Umut ve Duygular

Kayseri’nin meydanına geldiğimde, o güne kadar hissettiğim yalnızlık biraz daha azalmıştı. Sokakta yürürken, insanların birbirlerine olan bakışlarını inceledim. İçlerinde bir sevgi vardı, bir umut vardı. İlk kabemiz belki de tam olarak buydu; sevdiklerimize, dünyaya, hayatımıza olan bakışımızda, kalbimizde. O an fark ettim ki, kabemizi bir inançla, sevgiyle beslersek, o zaman her şey yerli yerine oturur.

Bir arkadaşım vardı, genç yaşta ciddi bir hastalıkla mücadele etmişti. O, hayatını değiştiren deneyimlerini anlattığında, bana şunu demişti: İlk kabemiz, Allah’a duyduğumuz sevgidir. Bu sevgi her şeyin merkezinde. O sevgiyle hayatı yeniden inşa edebiliriz. Bu söz de başka bir anlam kattı. Kabemiz, içimizdeki duygusal ve manevi dönüşümle alakalıydı. Bir kabeyi, her an yenileyebilir, her an yeniden bulabilirdik. O an, içimdeki o hayal kırıklığı yavaşça yerini bir umuda bıraktı.

Bir Adım Daha

Bir gün Kayseri’nin eski çarşılarına doğru yürürken, bir grup turistin tarihi bir yapıyı fotoğrafladığını gördüm. Onların heyecanı, bana bir şey hatırlattı. Herkesin kendi ilk kabesi farklıdır. Biri, sevgiyle dokunarak bulur, biri bir kitap okur, biri bir anıyı hatırlar… İlk kabemiz, dış dünyadan bağımsız olarak, her birimizin içinde bir yerlerde duruyordu.

Kayseri’nin bu eski çarşısı, bana geçmişin izlerini bırakan bir yerdi. Kimi zaman eski bir sokak köşesinde durup, orada eski günleri hatırlarken, bir diğer zaman ise bir tepeye çıkarak şehri yukarıdan izlerken, gözlerim daha net görüyordu. Kabemiz aslında hep bizim içimizdeydi. Duygularımız, inançlarımız, değerlerimiz, her şey bir arada birleşerek, hayatımıza yön veriyordu.

Sonuçta

İlk kabemiz neresi sorusunun cevabı, aslında çok daha derin ve çok daha kişisel. O yer, belki de sadece bir taş yığını değil, bir yürek, bir duygu, bir sevgi. İçimizdeki o minik inanç, bizi yolculuklarımıza çıkarmaya yetiyor. Kayseri’nin köylerinden, sokaklarından, camilerinden ve insanlarından aldığım her iz, bana bir adım daha attırdı.

İlk kabemiz, gerçekten de içimizde. Bunu anlamak, bir yolculuk. Belki de hepimiz, o kabeyi kendi içimizde bulmak için farklı yolları keşfetmeliyiz. Benim için, o yolculuk hala devam ediyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!