Los Angeles Hep Yaz mı?
Sabahın İlk Işığı
Kayseri’de, odamın penceresinden bakarken birden aklıma düşüyor: Los Angeles hep yaz mı? Dışarısı soğuk, rüzgâr yüzüme sert sert çarpıyor. Kahvemi elimde sıkarken, hayalim çoktan 3.000 kilometre ötedeki güneşli sahillere kayıyor. Burada karanlık bir kış sabahı, orada palmiye ağaçları arasında yürüyüş… İnsan bir yerde olmadığını hayal ederken hem heyecanlanıyor hem de biraz hüzünleniyor.
Geçen gün günlüğüme yazdım: “Kayseri’de soğuk var, ama içimde bir sıcaklık arıyorum.” İşte tam o an, Los Angeles’ı düşündüm. Orada her günün, sanki yazmış gibi parladığını hayal ettim. Hani o “hep yaz” dedikleri şey var ya, işte tam onu merak ettim. Hep yaz olabilir mi gerçekten? Yoksa bu sadece bir şehir efsanesi mi, insanın hayallerine sakladığı bir umut mu?
Kırık Bir Rüya
Geçen hafta internette dolaşırken bir video buldum: Los Angeles sokaklarında bir kafe, güneş ışıkları camdan içeri süzülüyor, insanlar kahve içerken gülüyor. Videoyu durdurup uzun uzun baktım. Kalbim sıkıştı. Şöyle hissettim: “Orada olmak isterdim, ama buradayım.” İşte bu, hayal kırıklığının en garip hali. Hem bilirsin, umutla bakarsın ama bir yandan da gerçekliği hissedersin.
O gün günlüğüme şöyle yazdım: “İnsan bazen başka bir şehirde olmayı bu kadar çok ister mi?” Kayseri’nin sokakları güzel, biliyorum, ama o sıcaklık, o güneş, o yaz havası… Hepsi birden eksik geliyor. Üstelik kendi duygularımı saklayamıyorum. Hemen heyecanlanıyorum, hemen hayal kırıklığına uğruyorum.
Akşamüstü ve Sessizlik
Akşamüstü odamın penceresinden bakarken, gökyüzü pembe ve mor renklerle kaplıydı. Bir anda Los Angeles’ta bir gün batımını hayal ettim. Orada insanlar sahilde koşuyor, dalgaların sesi var, belki birisi gitar çalıyor. Ben burada tek başımayım. Ama bu yalnızlık, garip bir şekilde bana ilham veriyor. Günlüğüme yazdım: “Belki de önemli olan sadece güneş değil; güneşi hissetmek.”
O an fark ettim ki, Los Angeles hep yaz mı, sorusu sadece hava durumu hakkında değilmiş. Bu, bir duygunun, bir yaşam tarzının özlemiymiş. İnsan kendini sürekli sıcak ve canlı hissetmek istiyormuş. Ve bunu yakalamak için illa başka bir şehre gitmeye gerek yokmuş. Yine de içimde bir şey, orada olma isteğini bastıramıyor.
Küçük Bir An
Bir gün kafede otururken, karşı masadaki iki yabancı konuştular. Gülüyorlardı, gözleri parlıyordu. İçimden “İşte Los Angeles’ta olmalı gibi” dedim. Ama sonra fark ettim ki, ben de gülüyordum; sadece burada, kendi şehrimde, kendi dünyamda. Belki de hep yaz, insanın içinde başlıyor.
Günlükte şunu yazdım: “Belki de hep yaz dediğimiz şey, sadece kalbimizin aç olduğu anlar.” O an, hayatın küçük sahneleri bile Los Angeles’ın güneşinden daha sıcak olabiliyormuş gibi geldi. Hayal kırıklığımla, heyecanımla ve umudumla yüzleştiğimde, fark ettim ki, önemli olan yer değil, hissetme biçimiydi.
Gece ve Düşler
Gece olunca, odamın ışıkları loş, dışarısı sessiz. Kayseri sokakları sakin. Ama zihnim hâlâ güneşin altındaki sahillerde. Düşlerimde kendimi Los Angeles’ta yürürken görüyorum, yüzümde bir gülümseme, saçlarım rüzgârda savruluyor. Hayal kırıklığı hâlâ var, ama yerini bir umut alıyor.
Günlükte yazdım: “Belki bir gün giderim. Belki de sadece hayalini kurmak yeter.” Ve işte o an anladım: Los Angeles hep yaz mı? Belki de hep yaz, ama sadece bir şehirde değil, insanın içinde.
Hissettiğim tüm duygular—hayal kırıklığı, heyecan, umut—bir arada dolaşıyor içimde. Kayseri’nin soğuk kışında bile, kalbimde bir yaz var. Ve belki de bu, yaşamak demekmiş: Hem özlemle yanmak hem de küçük anlarda sıcaklık bulmak.
Son Düşünceler
Şimdi bilgisayarımın başında yazarken, gözlerimi kapatıyorum ve Los Angeles’ta bir sahile gidiyorum. Palmiye ağaçları rüzgârla sallanıyor, insanlar kahkahalar atıyor. Ama sonra gözlerimi açıyorum: Kayseri. Ve gülümsüyorum. Çünkü öğrendim ki, hep yaz demek sadece hava değilmiş; hep yaz demek, hissetmekmiş.
Belki bir gün gerçek Los Angeles’a giderim. Ama o zamana kadar, kendi içimdeki yazı hissetmeye devam edeceğim. Günlüklerimle, anılarımla, hayallerimle. Ve belki de bu, Los Angeles’ta bile bulunamayacak bir sıcaklık.
—
İçinde hayal kırıklığı, heyecan ve umut dolu bir yolculuktu; küçük sahneler, bir şehrin sıcaklığı ve bir gencin duyguları birleşti. Kayseri’deki soğuk kış günleri bile, kalpteki yazı durduramıyor.